Aşk. sabırdır. Saygıdır. Keşiftir. Anlaşmaktır. İnceliktir. Korumaktır. Sorumluluktur. Mizahtır. Teslimiyettir. Gerçektir. Neşedir. Mutluluktur. Sıcaklıktır. Tazeliktir. Sarılmaktır. Şanstır. Saftır. Öze götürendir.

BİR ARKADAŞIM BENİ SİLMİŞ...
BİR ARKADAŞ KAYBETTİGİM İÇİN ÜZÜLDÜM...
KALAN SAĞLAR BENİMDİR
SAGLIK OLSUN
SEVGİLERİMLE


BEN ÇOK GÜLDÜM BU RESİMLERE:)))
ÇOK MU AYIP RESİMLER ACEP ONA KARAR VEREMEDİM GAYRİ KARAR SİZLERİN :)))
Simyacının meşhur yazarı
Paulo Coelho'dan nefis bir hikaye …
Leonardo da Vinci;
'Son Aksam Yemeği'
isimli resmini yapmayı düşündüğünde
büyük bir güçlükle karşılaştı...
İyi'yi İsa'nın bedeninde,
Kötü'yü de İsa'nın
arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde
ona ihanet etmeye karar veren
Yahuda'nın bedeninde
tasvir etmek zorundaydı...
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak
kullanabileceğ i birilerini aramaya başladı.
Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında,
korodakilerden birinin İsa tasvirine çok
uyduğunu fark etti.
Onu poz vermesi için atölyesine davet etti,
sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse
tamamlanmıştı,
ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için
kullanacağı modeli bulamamıştı....
Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali,
resmi bir an önce bitirmesi için ressamı
sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo;
vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu.
Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden
geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye
taşımalarını söyledi.
Cünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı,başına gelenleri anlamamıştı.
Leonardo adamın yüzünde görülen
inançsızlığı,
günahı,
bencilliği
resme geçiriyordu.. .
Leonardo işini bitirdiğinde,
o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan
berduş;
gözlerini açtı ve
bu harika duvar resmini gördü.
Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle
şöyle dedi:
'Ben bu resmi daha önce gördüm...'
'Ne zaman?'
diye sordu Leonardo da Vinci,
o da şaşırmıştı..
'Üç yıl önce' dedi adam..
'Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce...
O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum.
Pek çok hayalim vardı.
Bir ressam beni İsa'nın yüzü için
modellik yapmak üzere davet etmişti...'
İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır...
Her şey insanın yoluna
ne zaman çıktıklarına bağlıdır...





Paulo Coelho
İleri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar.

Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, cigerlerinde ki suyun süzülmesi için.
Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı.
Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta, saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini,işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine ...
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati , diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için. Pencere,içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar bot'larini suda yüzdürüyorlardı.
Genç aşıklar,gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı.
Ulu ağaçlar etrafı süslüyor,uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın Diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir senlik alayını tarif etti.
Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle... Günler ve haftalar gecti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanin cansız bedeniyse karşılaştı: uykusunda, huzur içinde ölmüştü.
Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarıya taşımaları için çağırdı.
Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, Diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanin rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam.
Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yasayabilecekti.
Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.
Pencere, boş bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi. "Sanırım seni cesaretlendirmek istedi" dedi.
Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, kendi durumunuz ne olursa olsun.
Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki katı artar.
Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın.
Bugün bize bir hediyedir.
Bu yazının kaynağı bilinmiyor, fakat okuyan herkese mutluluk getirecektir.
Aşk, insanın dengesini bozan ve biraz da sersemleten bir durumdur. Aşık kadın her şeyi göze alır, ölümü bile….


15 Ekim 1917’de Paris Vincennes Kalesi’nde bir kadın kurşuna dizilir. Ertesi gün gazete manşetlerinde “Casus Mata Hari, itiraf ettiği suçların bedeli ödedi” diye yazacaktır. Gerçek adı Margaretha Gertruda olan, Hollanda’lı efsane kadın, genç yaşında kötü bir evlilik yapar. 27 yaşına geldiğinde eşinden ayrılıp, hayatına yeni bir yön vermek için harekete geçer. O zaman 5 yaşında olan kızını terk ederek, onu bekleyen kadere doğru gitmek için demir alır.

Güzelliğine olan güveni ve hırsı ile Paris’te ün yapmaya kararlıdır. Dans etmeye başlar. Kıvrak ve şehvet dolu dansı ile kısa zamanda dikkat çeker. Önemli gösterilerde dansözlük yapma teklifleri almaya başlar, para ve şöhret yıldırım gibi yaşamının ortasına düşmüştür. Kendine, Mali dilinde şafağın gözbebeği, günün gözü, kısaca güneş anlamına gelen Mata Hari takma ismini seçer. Kazandığı kadar harcayan bu kadının namı, tüm dünya üzerinde duyulmaya başlanmıştır. İstanbul’da dahil olmak üzere, pek çok ülkenin başkentinde dans gösterileri yapar. Avrupa’nın her yerinde, başta ordu mensupları olmak üzere, diplomat, siyasetçi, banker gibi bir çok sevgili edinir.

1913 yılında Monte Carlo’da gerçekleşen bir gösterisi başarısızlıkla sonuçlanınca, sözleşmesi feshedilir. İşte bu olay, efsanenin çöküşünü başlatan ilk olaydır. Sonraki bir yıl boyunca Hollanda ve Paris’e giderek, şansını döndürmek istese de başarılı olamaz. Son olarak Almanya’ya gider ve burada kendisine bir iş ayarlar. Gösteriler başlamak üzereyken, 3 Ağustos 1914’te savaş ilan edilir ve böylece Mata Hari, sanat hayatına veda etmek zorunda kalır. Bundan sonra Hollanda ve Paris’e gitmek için girişimlerde bulunur. Fransa’ya gitmek için pasaport başvurusunun sonucunu beklediği günlerden birinde, kapısı çalınır. Gelen Amsterdam Konsolosu Bay Kremmer’dir. Fransa’ya gittiğinde kendilerine bilgi toplamayı kabul ederse, karşılığında 20.000 Frank kazanabileceğini anlatır.

Teklifi kabul eden Mata Hari, önce Alman istihbaratı tarafından eğitime alınır ve staj dönemi geçirir. Ardından Paris’e gider ve elindeki parayı harcayarak yaşamaya başlar. Birkaç hafta sonra kendinden 10 yaş küçük bir Rus subayına aşık olur. Bu yakışıklının adı, Vadim de Masslov’dur. Gözünde yaralanmış ve dinlenmekte olan bu askeri, birliğine dönmeden önce görmek isteyen Mata Hari, askeri bölgeye girememektedir. Bunun için özel izin gereklidir. Yabancılarla ilgilenen askeri büroya müracaat eden Mata Hari’yi, Fransız karşı-casusluk servisinin lideri olan yüzbaşı karşılar. Daha ilk karşılaşmalarında yüzbaşı kendisine Fransa için casusluk yapmayı önerir. Fransa, büyük aşkı Vadim’in ülkesinin de müttefikidir. Bu yüzden teklife olumlu cevap verir. Kalbi, aklının ve mantığının önüne geçen Mata Hari, büyük bir tuzağın içine düştüğünün farkında değildir. Yapacağı casusluğa karşılık bir milyon frank talep eder. Getireceği bilgilerin değerli olması durumunda bu parayı alacağı taahhüt edilir.

Mata Hari, bu parayı kazanmak için yola çıkar. Bundan sonra bir dizi hata yapacaktır. 1917’de birçok bilgi topladığı inancıyla Paris’e dönen Mata Hari, alacağı para ile, sevdiği erkeğe koşacak ve düşlediği aşkı yaşayacaktır. Fakat işler düşündüğü gibi olmaz çünkü getirdiği bilgiler asılsızdır. Casusluğu gün ışığına çıkmış olan Mata Hari kandırılmıştır. Sonunda 13 Şubat günü Paris’te tutuklanır. 24-25 Temmuz’da mahkemeye çıkarılır ve idama mahkum edilir. Dönemim cumhurbaşkanı cezasını affetmez ve 15 Ekim 1917 sabahı kurşuna dizilerek idam edilir.

Kurşuna dizilmeden birkaç dakika önce çekilmiş bir fotoğrafta, dikkatimi çeken şey, Mata Hari’nin gözlerinin bağlanmamış olması ve kıyafetinin detaylarıydı. Başında şık bir şapka ile askerlerin karşısında duran bu efsane kadın, acaba kalbini aşkla doldurmamış olsaydı, yine de sonunu hazırlayacak bunca hatayı yapar mıydı? Biraz araştırdığımda, gözlerini kendisinin bağlatmadığını öğrendim. Böylesine yürekli, hırslı, özgüveni yüksek ve zeki bir kadını alt edebilecek tek şey, aşk olabilir mi? Aşık olduğu askere ne olduğunu, bir daha görüşüp görüşemediklerini şimdilik öğrenemedim. Araştırıyorum, bulursam size de haber veririm. Ama insan düşünmeden edemiyor, aşk denilen duygu vücuda sızmaya başladığında gerçekten gözü değilse bile, aklı kör ediyor mu? Bu hikaye gibi birçok örnek bulmak mümkün. Dünya tarihine adını yazdırmış kadınların arkasına baktığınızda, mutlaka bir aşk hikayesi çıkıyor. Aşk, kadının tüm yeteneklerinin, savunma duvarlarının, zekasının, hırslarının önüne geçebiliyor. Yani aşk, kadını kurşuna dizdiriyor!


Kaynak:Yüksek Topuklar Net
5- Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.


Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19- Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23- Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27- Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 -Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12- Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah''ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20- Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25- Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10- Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13- Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 -Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 -Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…



 Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..